TARAT
Geri Sayım
Son Yorumlar
| SDR - Alıcı Çalışması |
|
size katılmak çok zevkli olacak. Selam... Ben akademik değilim ama, büyük oğlum Astronomi mez... |
| 10/08/08 03:17 Devamı... |
| Yazan Selim Şanlı TA4B |
| Radyo Astronomi Tarihçesi |
|
Helal olsun Süpersiniz. Dünyanın ve Türkiye'nin sizin gibilere gerçekten... |
| 11/07/08 00:26 Devamı... |
| Yazan Kemal ERGİN |
| Radyo Astronomi Tarihçesi |
|
Merhabalar Çalışmalarınızda şimdiden başarılar diliyorum. Umarım tüm is... |
| 13/06/08 00:47 Devamı... |
| Yazan Yunus DAĞ |
TARAT Zaman
Giriş Formu
| Radyo Astronomi Tarihçesi |
|
|
|
1930’lu yıllardan önce, astronomi dendiğinde akla gelen, gece görülebilir cisimler ile çalışmaktı. Aslına bakarsanız hala çoğu insanın düşündüğü budur. Çıplak gözler, mercekler ve teleskoplar ile gökyüzüne bakmak, gözlem yapmak. 1931’de elektromagnetik spektrum hakkında oldukça şey biliniyordu. Görünür ışığın spektrumun sadece küçük bir bölgesinde olduğu, görünür ışıktan daha kısa ve daha uzun dalga boylarının varlığı, 1895’te Wilhelm Röntgen’in yaptığı bir cihaz sayesinde X -ışınları ve ısı olarak hissettiğimiz kızılötesi ışığı biliniyordu.
Fakat bundan önce atmosferimizin ötesindeki evreni gözlemek için başka hangi yollar olduğu bilinmiyordu. Hatta 1886’da Heinrich Hertz birkaç santimetre dalga boyundaki radyo dalgalarını ürettiğinden beri radyo frekansı hakkında da bilgimiz vardı. Fakat eksik olan bunları görebilecek gözler ve görünmeyen gökyüzünü keşfetmekti.
Heinrich Hertz 1886 yılında, laboratuarında radyo dalgalarını ilk keşfettiğinde radyo dalgalarının hayatımızda bu denli önemli bir yer kaplayacağı tahmin edilemezdi. Daha sonraları radyo, televizyon yayınlarında ve telsiz haberleşmesindeki istenmeyen parazitler kozmik radyo ışınımlarının keşfine yol açtı. Günümüzde ise, astronomi radyo teknolojisinden ayrı düşünülemez bir hal aldı. Bunu başlıca nedeni evrendeki elektromanyetik tayfın büyük bir bölümünün radyo dalga boyunda olmasıdır. Radyo dalgalarının keşfi, bilinmeyen kozmik ışınlar, atarcalar, kuarsarlar gibi birçok gökcismi ve olayların keşfine ortam sağladı. 1927 yılında Bell Laboratuarı’nda ilk kıtalar arası telsiz telefon bağlantısı kurulduğunda yayının kalitesini arttırmak amaçlı bazı araştırmalar yapılmaya başlandı. Nedeni bilinmeyen bir parazit nedeni ile yayının kalitesi çok düşüktü. İlk zamanlar bunun frekanstan kaynaklanabileceği düşünüldü ve frekans 60 kHz’ den 10–20 MHz’e çıkartıldı. Yinede belirgin bir düzelme elde edilemedi. Bunun üzerine bu parazitlerin kaynağını araştırması için Karl Jansky adında bir mühendis görevlendirildi. Karl Guthe Jansky, 22 Ekim 1905’te Norman Oklahoma’da doğmuştur. Wisconsin Üniversitesi’nde Fizik eğitimi almış ve bir süre sonra Bell Telefon Laboratuarı’nda çalışmaya başlamıştır. Jansky, antenini 360 derece dönebilen yatay bir kasnağın üzerine kurdu ve frekansı 20.5 MHz’e yükseltti.1932 yılında verdiği ilk raporunda parazitlerin kaynağının, kötü hava koşulları ve şimşekler olduğunu belirtti. Ama sonra iyi hava koşullarında yapılan ölçümlerde de aynı etkinin görülmesi üzerine Jansky çalışmalarını ilerletti ve 1933’te Samanyolu merkezine yakın bir bölgeden radyo ışıması geldiğini ve parazitlerin bir kısmına bunun neden olduğunu buldu. Böylelikle radyo dalgaları astronomiye girmiş oldu! Ancak Jansky ne gözlediğini tam olarak bilmiyordu. 1935 yılında tüm Samanyolu’nu bu radyo ışımasının sonucu olduğun zannediyordu. Işınım mekanizmalarını tam olarak bilemediği için, Samanyolu’nun radyo ışımasının yaklaşık 20 MHz civarında maximum oluğunu ve bu frekansta değil yıldızlardan ışınım almak Güneş’in bile gözlenemeyeceğini doğal olarak bilemiyordu. Jansky’nin bu buluşu uzunca bir süre ilgi çekmedi. Daha sonra bu konuya ilk ilgi gösteren Radyofizikçi Grote Reber oldu. Reber 1937 yılında bu günkü radyo teleskopların ilk örneği olan 9.5m çaplı parabol çanağını kendi imkânlarıyla evinin bahçesinde kurdu. 9cm ve 33cm dalga boylarında ki ilk gözlemleri başarısız oldu. İki sene sonra daha kuvvetli bir alıcıyla 1.9m dalga boyunda ilk gözlemini yaptı. 1940 yılında Reber, Samanyolu’nun ilk radyo haritasını çıkarmayı başardı. Bu dönemde astronomların antenler ve alıcılar konusundaki bilgilerinin çok yetersiz olması ve radyofizikçilerin de astronomi bilgilerinin çok kısıtlı olması sorunu söz konusuydu. Bu durum aslında pek çok rastlantısal buluşun olmasına olanak sağlamıştır. Radyo astronominin gelişim sürecine bakıldığında, kökeninin radar ve radyo iletişim teknolojisine dayandığını görüyoruz. Özellikle II. Dünya Savaşı dönemlerinde radar teknolojisi hızla gelişti ve bu daha sonra radyo astronomiye yansıdı. Bu sayede radyo bölgedeki ışımanın düşük sıcaklıktaki kaynaklardan geldiğini ve Dünya atmosferinin radyo bölgede geçirgen olduğunu biliyoruz. Günümüze ki durumda hemen hemen aynıdır. Teknolojinin gelişmesi uydu, radar ve kablosuz iletişimin o kadar gelişmesini sağladı ki, bir yandan bu radyo astronomide alıcı, anten, veri indirgeme konularına katkı sağladı bir yandan da elektromagnetik spektrumda radyo frekans aralığında radyo astronomiye düşen alan çok küçüldü. Radyo astronomi, evrenin çoğu bölgesinin çalışılabildiği ve sürekli yeni keşifler getiren yeni ve gelişmeye açık, hareketli bir bilim dalıdır. Yarım yüzyılda bile evren anlayışımızın gelişmesine hayli katkıda bulunmuştur. Radyo astronomi, imkânlar el verdiğince teknolojinin tüm nimetlerini kullanmaya başlamıştır. Artık günümüzde tüm kıtaya yayılan interferometre sistemleri, oldukça büyük çaplı tek çanak sistemleri ve hatta gözlem yapılacak frekans aralığını da genişletmek adına girişilen yörünge radyo teleskopları projeleri ile radyo astronomi, astronomide son nokta olma yolunda. İleriki bölümlerde söz edeceğimiz üzere ülkemiz şuan radyo astronomide oldukça geri ama atılmış olan adımlar bizi güzel yerlere taşıyacaktır. Nazlı Derya DAĞTEKİN (Proje Yöneticisi) Favori olarak ekle (21)
1. 13-06-2008 00:47 Merhabalar Çalışmalarınızda şimdiden başarılar diliyorum. Umarım tüm isteklerinizi ve hayallerinizi sırayla gerçekleştirirsiniz 2. 11-07-2008 00:26 Helal olsun Süpersiniz. Dünyanın ve Türkiye'nin sizin gibilere gerçekten ihtiyacı var. Daha cevaplanması gereken çok soru var. Her ne kadar teknolojide nano seviyelerindeysekde.GÖKYÜZÜ HERKESE YETER. BAŞARILAR VE TEŞEKKÜRLER! Yorum yaz
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||||
| < Önceki |
|---|




1930’lu yıllardan önce, astronomi dendiğinde akla gelen, gece görülebilir cisimler ile çalışmaktı. Aslına bakarsanız hala çoğu insanın düşündüğü budur. Çıplak gözler, mercekler ve teleskoplar ile gökyüzüne bakmak, gözlem yapmak. 1931’de elektromagnetik spektrum hakkında oldukça şey biliniyordu. Görünür ışığın spektrumun sadece küçük bir bölgesinde olduğu, görünür ışıktan daha kısa ve daha uzun dalga boylarının varlığı, 1895’te Wilhelm Röntgen’in yaptığı bir cihaz sayesinde X -ışınları ve ısı olarak hissettiğimiz kızılötesi ışığı biliniyordu.

