
Jüpiter’e uzaklık sırasına göre
ikinci Galileo uydusu olan Europa, Güneş Sistemi'nin, en pürüzsüz yüzeyine sahip
cismidir. Europa’nın çapı, Io’nun çapından 530 km daha küçüktür. Yaklaşık, Ay
boyutlarında olan uydunun, yüzey şekillerinin yüksekliği, birkaç yüz metreyi
geçmemektedir. Yüzeyinde, neredeyse hiç krater bulunmamaktadır. Yüzeyde izlenen
hakim yapılar; Galileo görüntülerinde detayları izlenen şeritler ve koyu renkli
çatlaklardır. Io gibi Europa’da sadece boyutlarına bakıldığında; jeolojik olarak etkinliği sona ermiş olması beklenen, ancak bu kuralı bozan bir cisimdir.
Buz Yüzeyin Altında: Okyanus
Voyager 1 ve 2
araçları, Europa’ya yeterince yakın geçiş yapamamıştır. Dolayısıyla, Europa
hakkındaki detaylı bilgilerimizin çoğu, Galileo gözlemlerinden
kaynaklanmaktadır. Uzay araçlarıyla yapılan ziyaretler öncesinde, Yer’den
yapılan tayfsal gözlemlerle, Europa yüzeyinin, hemen hemen tamamının donmuş su
ile kaplı olduğu biliniyordu. Gözlemler, bu yapının saf su buzu üzerinde, ince
taneli dağınık su kristallerinden oluştuğunu göstermiştir.
Uydunun, çok az oksijen içeren atmosferi ise, Dünya’nın atmosferinden, milyon
kere daha incedir. Son verilerin yardımıyla, Europa’nın yüzey sıcaklığının
yaklaşık –190 °C olduğu ve bu nedenle de soğuk su kaynakları ve çok büyük buz
kütlelerinin bulunduğu anlaşılmıştır. İşte, Europa’nın, bu buzlarla kaplı
yüzeyinin altında, sıvı sudan oluşan, Güneş Sistemi’nin en büyük okyanusunun
olduğu düşünülmektedir.
Galileo görüntüleri, Europa’nın yüzeyinde ve iç katmanlarında, sürekli devam
eden jeolojik aktivitelerin olduğunu yansıtan, ciddi deliller barındırmaktadır.
Buzlarla kaplı yüzeyindeki tektonik hareketlerin sonucunda, yüzeyin sürekli
olarak yenilendiği de, anlaşılmaktadır. Kısaca Europa, her zaman genç bir yüzeye
sahiptir.
Yap-Boz Buz Blokları
İlk bakışta beyaz ve yumuşak gibi görünen Europa’nın yüzeyi, yapıştırılmış kırık
bir bardağı anımsatmaktadır. Öyleki buzlar, çoğu yerde birbirine göre hareketli
büyük parçalara ayrılmış; ancak, yinede bir yap-boz gibi, birbirleriyle
uyumludur. Küçük bloklar, görünmeyen bir denizde yüzen buzdağlarına
benzemektedir. Çoğu bloklar da, devrik durumdadır. Buradan, Europa’da gelişen,
bir jeolojik aktivite olduğu görülmektedir. Bu görüntü, buz kabuğun, belki de
sıvı suyla desteklendiğinin bir kanıtıdır.
Europa'da: Gel-Git Etkisi
Europa’nın yüzeyinde, belirlenmiş sadece birkaç büyük krater vardır. Bunun en
önemli nedeni, Jüpiter’in görkemli çekim etkisiyle, Europa yüzeyinin, çok sayıda
küçük göktaşından, özellikle de kuyrukluyıldızlardan korunmasıdır. Başka bir
sebebi de, sahip olduğu aktiviteyle, yüzeyinin sürekli yenilenmesidir. Yüzeydeki
aktiviteye sebep olan, kuşkusuz Jüpiter’in büyük çekim gücüdür. Diğer uyduların
da bu çekime katkıları, Europa’yı, değişik yönlerden etkilemektedir. Bu durum,
yüzeyde genişleme ve büzülmelere neden olduğu için, gel-git etkisi adını alır.
Uydunun, Güneş’ten çok uzak olmasına rağmen; Jüpiter’in yarattığı gel-git
etkilerinin, suyu sıvı halde tutmaya yetecek kadar sıcaklık sağlayabileceği
bilinmektedir. Gel-git etkileri sonucu yükseklik, uydunun her iki tarafında,
yaklaşık 500 metreyi bulmaktadır. Europa yüzeyindeki bu devamlı büzülmeler,
kabukta kırılmalar olana kadar devam edebiliyor. Bu şekildeki günlük aktivite,
sürtünme sonucu ısı yaratıyor ve bu etkiler ise, sıvı okyanusun üzerindeki buz
kabuğu etkileyerek, yapıştırılmış kırık bardak görüntüsünü oluşturmaktadır.
Europa yüzeyi
Yüzey Ayrıntıları
Her hangi bir Europa görüntüsüne, yakından bakıldığında, yüzeyinde, kırmızımsı
bantlarla, beyaz ve açık sarı bölgeler görülmektedir. Bu görünüş, yüzeyin,
karmaşık ve tektonik olarak iki jeolojik bölgeye ayrılmış olduğunu
göstermektedir. Çizgiler, çatlaklar(yarıklar) ve sırtlar,tektonik özellikleri
temsil ederken; lekeler, karmaşık özellikleri veren, bozuk ve karmaşık alanları
göstermektedir.
Beyaz ve açık sarı bölgelerse, donmuş ince buz tabakasıdır. Bantların kırmızımsı
rengi, tam olarak bilinmese de; demir veya sülfür bileşiklerinden ileri geldiği
düşünülmektedir.
Europa’da Yaşam?
Eğer kabuğun altında, gerçekten sıvı sudan oluşan bir okyanus varsa; Europa’da,
her hangi bir şekildeki yaşam olasılığı nedir? Yaşamı, besleyici bir çevre, özel
bir kimya ve enerji kaynağı gerektirir. Galileo Uzay Aracı’ndan elde edilenler;
gelgit çatlamalarının, doğal ortam ayarlarını destekleyen fiziksel koşulların,
Europa’da sağlanabileceğini göstermektedir.
Bilindiği gibi Dünya’nın en soğuk bölgesi Antartika'dır. Buradaki Vostok Gölü,
bir takım özellikler bakımından Europa’ya benzer bir bölge olduğundan, araştırma
konusudur. 1974’te bir grup bilim adamı, bu bölgede çeşitli çalışmalara
başlamıştır. Buz tabakasındaki hareketler, gölü, yüzeydeki çok düşük
sıcaklıklardan korumaktadır. Bir yandan da jeotermal ısının, sıvı suyu
korumasını sağlamaktadır. Vostok Gölü araştırması sonucunda, buzun altında çok
sayıda mikroorganizma bulunmuştur. Bunlardan çoğu, bakteriler, mantarlar,
sporlar ve polenler gibi tanınabilir canlılardır. Fakat daha önce, hiç
tanımlanmamış mikroorganizmalar da mevcuttu. Bu durum, Europa’da yaşamın
olabileceği konusunda, umut ışığı olmuştur.
Europa yüzeyinin yakın görüntüsü.
Yaşam Alanları
Europa’nın yüzeyle bağlantılı okyanus modeli, yaşam için gerekli ortamı
sağlayabilecek fiziksel özelliklere, sahip gözükmektedir. Ancak okyanusun,
yüzeyden kalın bir buz tabakasıyla izole edilmiş olması da, yaşam için daha az
elverişli bir ortam yaratmaktadır. Bu durumda ekosistem, oksijen ve Güneş
ışığından izole edilmiş olmaktadır.
Suda, Europa’nın içinden ve dışından kaynaklanan maddeler bulunmaktadır. Örneğin
kuyrukluyıldızdan kaynaklanan maddeler; arkalarında görülebilir turuncu
kahverengi doğrusal çatlaklar ve kaotik erime boyunca izler bırakırlar.
Europa’nın buz yüzeyi, Jüpiter’in manyetosferinden kaynaklanan yüklü
taneciklerle bombalanmıştır ve bu tanecikler, buzun içine karışmıştır.
Kuyrukluyıldız kaynaklı maddelerse, yüzeye inerek; organik ve diğer maddelerle
yüzeyde tortu oluşturur.
Yüzeyin birkaç santim içindeki organizmalar, Güneş’in morötesi ışınımı yüzünden
ölür. Ancak yeterli Güneş ışığı da, fotosentez olayının gerçekleşmesini
sağlayacak biçimde, yüzeyden birkaç metre aşağıya gidebilir. Böyle bir çatlağın
her gün açılıp kapanmasıyla, (Dünya’daki gel-git bölgelerindeki gibi), göreli
olarak sıcak su, yukarı ve aşağıya hareket eder. Böyle uygun bölgelerin de,
zengin bir yaşamsal ekolojiyi destekleyebileceği düşünülmektedir. Olası
bitkiler, Güneş ışığından dolayı, yüzeye yakın bölgede yerleşmiş olabilirler.
Diğer organizmalar, çatlakların duvarlarını kapamış ve günlük akışı
engelliyordur.
Europa’nın steril olduğu kanıtlansa bile, karmaşık jeofiziksel süreç, jeolojik
ve dinamik olaylarla olan ilişki, Europa’yı, Güneş sistemi’ndeki en aktif ve
heyecan verici uydulardan biri yapmaya devam edecektir.
Gelecekteki Görevler
Tüm bu fiziksel modelleri ve yaşam olasılıklarını araştırmak üzere, 2008 yılında
NASA tarafından bir uçuş planlanıyor. 2010 yılının ortalarında, Jüpiter
yörüngesinde incelemelere başlayacak olan uzay aracı, 2011 sonlarına doğru da,
Europa etrafındaki yörüngesinde araştırmalarını sürdürecektir.
Kaynak: Kaynak: Dr. Bahri Güldoğan, dione.astro.science.ankara.edu, Wikipedia
|